Yıldızlara Bakmak Neden Bu Kadar Zor?

Bir Astronomi Öğrencisinin İlk Rasathane Deneyimi

Fotoğraf: Kendi Çekimim (UZAYBİMER)

Astronomi ve Uzay Bilimleri birinci sınıf öğrencisiyim; bu cümleyi kurabilmek için tam altı yıl bekledim. Şu an Erciyes Üniversitesi Fen Fakültesinde öğrenim görüyorum. Geçtiğimiz günlerde, öğrencilik hayatımın ilk rasathane deneyimini yaşamak için UZAYBİMER’de yapılan gözlem gecesine katıldım.

Kayseri’nin havası normalde çok soğuktur ama o akşam şaşırtıcı bir şekilde yaz esintisi vardı. Belki de o anki heyecanım bana öyle hissettirdi, kim bilir?

Rasathanenin beyaz kubbesini gördüğüm o ilk an “Sonunda ait olduğum yerdeyim” dedim. Etrafta taze çimen kokusu vardı; ortam oldukça sessiz ve huzurluydu. İçim kıpır kıpırdı.

Fotoğraf: Kendi Çekimim (UZAYBİMER ve arkasında şehrin ışıkları)

Ne yazık ki rasathanenin içine girdiğimde durum pek iç açıcı değildi. Rasathanelerin Türkiye’de sayısı bu kadar az olmasına rağmen UZAYBİMER’ in bu denli bakımsız kalmış olması beni üzdü. Hemen arkasına yapılan binaların ışıkları, yıldızları izlemeyi zorlaştırıyordu. Rasathanenin şehirden izole olması gerekirken, her yer şehir ışıklarıyla doluydu.

Daha da kötüsü, bölümümüzün kurucusu ve Fizik II dersimize giren saygıdeğer hocamız Prof. Dr. İbrahim Küçük’ ün bahsettiği o devasa radyo teleskobunun durumuydu.

Yakına kurulan bir telefon vericisinin yarattığı radyo frekans kirliliği (RFI), uzaydan gelen o çok zayıf sinyalleri maskelediği için bu teleskop artık bilimsel çalışmalarda kullanılamaz hale gelmiş. Bilim adına gerçekten büyük bir kayıp. Gönül isterdi ki bilime ve tüm bilimlerin atası olan astronomiye ülkemizde gereken önem verilsin…

Fotoğraf: Kendi Çekimim (UZAYBİMER ve telefon vericisi)

Tüm üzücü yanlarına rağmen, orada o atmosferde canlı müzik eşliğinde gözlem yapmak tarif edilemez bir deneyimdi benim için. Bu sefer gökyüzüne “boş gözlerle” değil de derslerde edindiğim bilgi birikimiyle bakmak oldukça heyecan vericiydi.

Kafamı nereye çevirsem herkes uzay hakkında konuşuyordu. Bu deneyimi keyifli kılan bir diğer etken de arkadaşlarımdı. Her şeye rağmen çok keyif aldım.

Bu deneyim beni altı yıl öncesine, Ankara’daki Kreiken Rasathanesi’ne götürdü. Orası ağaçların içinde, şehirden tamamen izole bir yerdi. Arkada kısık sesle çalan Arctic Monkeys şarkıları eşliğinde, Prof. Dr. Mesut Yılmaz’ın keşfettiği ötegezegen üzerine birincil ağızdan bir seminer dinlemiştik.

O gece Ay’ın kraterlerini, Satürn’ün halkalarını ve Jüpiter’in uydularını ilk kez gördüğümde bu mesleği seçmeye karar vermiştim. Yıllar sonra aynı atmosferi, tüm eksikliklerine rağmen UZAYBİMER’de de hissetmek güzeldi.

Jüpiter aynı Jüpiter’di, Satürn aynı Satürn’dü ama ben aynı ben değildim; astronomi okumaya karar veren o çocuktan, artık astronomi okuyan bir gence dönüşmüştüm.

Fotoğraf: Kendi Çekimim (Sarı filtreli Ay görüntüsü)

Işık kirliliğine rağmen o gece Venüs, Jüpiter ve Ay’ı gözlemlemek harikaydı. Astronomiye ilginiz olsun ya da olmasın, mutlaka bir gün bir gökyüzü gözlemine katılın.

Şehrin gürültüsünden ve yapay ışıklarından uzaklaşıp yukarı baktığınızda, o karanlık gökyüzünde kendinizden bir parça bulacaksınız.

Yıldızları ve gezegenleri hepimiz severiz; onlara bir teleskobun merceğinden bakmak ise tarif edilemez bir deneyim. Koskoca evrende küçücük birer nokta olduğumuzu yüzümüze çarpıyor ve her şey bu muazzam güzellik karşısında önemini yitiriyor…

…Unutmayın, gökyüzü her zaman orada ve tüm ihtişamıyla bekliyor; sadece kafanızı biraz yukarı kaldırın…

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir